8 Şubat 2017 Çarşamba

so prismatic

kalkanlarımı gürzlerle parçaladılar
acımadılar evet
hem de hiç
hiç başka yolu yokmuş gibi
benden kalan ne varsa üzerine basa basa
kendi yollarının doğruluğundan emin
anlamsız bir mağrurlukla
ilerlediklerini sandılar
hala sahibim ama
demir ipliklerden ördüğüm zırhıma


zorladılar beni hem de çok
bunu yapmasalar neydi benim iradem
bilmiyorum
güneşi daha farklı görür rüzgarı daha derinden
hisseder miydim bilmiyorum
benimle zorları neydi sanki
tahammülden yoksundular belki
inan, onu da bilmiyorum
ama acımadılar evet
hem de hiç
gözlerime bile bakmadılar
sözcüklere teslim ettiler bütün akıllarını
dahasını anlamaya değer görmediler
göremediler, çoğu zaman
kendilerini sıkıştırdıkları dünyalarından
daha ferah, daha mavi
ve belki de daha birçok
farklılık barındıran hayatı
saygı duymadılar
isteseler yapabilirlerdi
istemediler
ve acımadılar
hem de hiç
olanca güçleriyle üstüne gittiler
karşılaştıkları hemen her engeli aştılar
aşamadıklarını yıktılar
yıkamadıklarını yaktılar
ve yakamadıklarının gerisindekini
yine hiç acımadan
yok saydılar
utanmadılar
hem de hiç
utangaç değillerdi belki
bilmiyorum
ama utanmalı insan zaman zaman


ne kadar da karın ağrısı şeyler yazılıyor değil mi. daha ne kadar saçmalık yazılabilir. kaç hayat daha orta yerinden çatlayabilir sizce. yirmi dört saate kaç gölge sığar. otuz iki diş olmadan gülmek daha güzel değil mi. en izole. en kendi başına hayat nasıldır sizce. mümkün müdür bir de. her fikir bir zamanlar imkansız gözükmemiş midir. her akla gelene gülünüp de geçilmemiş midir. hatta içten içe siktir çekilmemiş midir. bilmiyorum. bakın bilmiyorum deyince çok bilgili. belirli seviyeye ulaşmış kişi akla geliyormuş. geliyormuş işte. rivayet yani. azıcık türkçe bilmek. anlamak işini ne kadar da hızlandırabiliyor. öğren biraz sen de. kendin tecrübe et. deneyimle. bu kelimeye de aşırı gıcığım. daha sofistike bir kelime bulunsun. sofistikeye de gıcığım. üstelik böyle acayip kelimeleri kullanan kişinin beni takdir edin hadi sofistike dedim, deneyimlemek kelimesini kullandım nasılım ama bakışlarından da bıktım artık. so what yani so what. bak ne kadar da nasılım ama oldum. bir de kanıksamak kelimesi var. bu kelime fular anlamına geliyor sanırım. ayrı düşünemiyorum. fulardan. belirli bir konumuz yoktu ama konumuza gelelim demek istiyorum. ya da yazmak diyelim. bu çelişkiyi de hep yaşıyorum. yazarken söylüyorum mu demek daha evla yoksa yazıyorum demek mi. sanırım bu hayatımın en büyük üçüncü çelişkisi. ikinci sırada da üçü bir arada yaparken önce tozu mu yoksa suyu mu koysam çelişkisi var. birinci sırada da saçlarımı sağa doğru mu yoksa sola doğru mu tarasam çelişkisi var. oha lan. hayatım çelişki yumağı olmuş.


neyse tamam. konumuza gelelim. türkçe. dil. filan. konu bu yani. milyonlarca kez ele alınmış bir konu. ne yapacaktım. bir commuterin hayatından kesitler sunarak ağzınızı açık bırakacak tespitler mi. şimdi böyle birilerine seslenir gibi yazmamın sebebi de kolay olması. yani seçme şansım varsa kolay olanı seçerim. en azından yazarken. neden uğraşayım ki. bunları okuyanlar yeteri kadar türkçe bilmediği takdirde pek bir şey anlamayacaklar. daha da ötesi hayatında hep filtre kahve içmiş birisi benim üçü bir aradama laf edecek. bu ne yaman çelişki diyecek. kahve sevmeyen biri yazının tamamı ile ilgili ön yargılı olacak. kahve seven birisi de ön yargılı olacak. kahvenin ne olduğunu bilen birisi o cümleyi okuduktan sonra bir yargıda bulunacak işte. kahvenin hayatındaki yeri ve önemine göre bir yargı olacak bu. son derece sofistike. bütün deneyimlerinden süzülüp de gelen. ve kahveyi ne kadar kanıksamış ise o kadar da aldırmaz bir yargı. umursamaz belki de. yine mi kahve der gibi. yine mi birisi cümle kurmuş. içine de başka bir şey bulamamış gibi kahve koymuş der gibi. sonuçta ben kendimi ifade ettiğimde karşıdakinin yargısına muhtacım. yargı yoksa ben de yokum. benim yargım yoksa da sen yoksun. sonuç olarak yargılar kadar varız. varlığımız ölçüsünde yargılanırız. ya da en azından ölçülü olmalı. hemen her şey. dil hakkında anlatmak istediklerim bitti.

okuma yazma bilmeyen birine, saçları olmayan birine, kahvenin ne olduğunu bilmeyen birine ben kendimi anlatamam. çelişkilerden bahsedemem. bunu başarabilen vardır muhakkak. ancak ben her zaman işimi kolaylaştırma taraftarıyım. hatta okuması yazması olmayan, saçları olmayan ve kahvenin ne olduğunu bilmeyen birisi olsa. bunların hepsi tek bir bünyede buluşsa. denk gelse. o kişiye dahi bir şeyler anlatabilecek birisi muhakkak vardır. ve o kişi yeteneklidir. kolayı seçenler yeteneksizdir.

yazdıklarınızı okuyor isem bana bir dil bilgisi borçlusunuz.

bir arada yaşıyor isek bana nezaket borçlusunuz.

belirli bir hizmet satın alıyor isem beni mağdur etmemeyi bana borçlusunuz.

iki taraflı bir akitte ben üzerime düşeni yapıyor isem aynı özen ölçeğinde karşılık vermeyi bana borçlusunuz.

işteş olan her durumda bana bir karşılık da borçlusunuz ayrıca. tanışmak gibi. selamlaşmak gibi. mektuplaşmak gibi. karşılaşmak gibi.

iletişim kuruyor isek ya da iletişim kurmak gibi bir niyetimiz varsa bana saygı borçlusunuz.

dünyayı paylaşıyor isek bana ağaç kesmemeyi borçlusunuz.

istemiyor isem istemediğim her şeyi yapmamayı bana borçlusunuz. istisnasız.

ben bir dağ isem yolunuza çıktığımda etrafımdan dolaşmayı bana borçlusunuz.

ben bir vatandaş isem bana bir vatan borçlusunuz.

ben bir uçak isem bir hava alanı.

bir balon isem de kapadokya.

bana bir şeyler borçlusunuz. bazı durumlarda kendiliğimden alacaklı olurum. bazılarında anlaşarak artar pasifiniz.

ben de hepimizden biriyim. yazarken dil bilgisi, yaşarken nezaket, müvekkilime karşı mağdur etmeme, iletişime geçtiğim kişiye karşı saygı, hepimize karşı da ağaç kesmeme borcum var.

borcumuz var. ödememiz gereken. katlanmamız lazım gelen. peki ya ödemez isek. o zaman üç seçenek kalır geriye. ilk olarak. feragat. borçtan vazgeçme. istememe. dilekte dahi bulunmama. belki çok çok az bir iç geçirme. ödese güzel olur diye. borçlu. borcunu. ikincisi kanuni yollar. devlet eli ile bunları tahsil çabası. icra kuyrukları. haciz memurları. nadiren de olsa ağlayan bir çocuk. şunu da belirtmeliyim. bu dünyada çocuklar var ise onları ağlatmama borcunuz var. üzmekten kaçının. son olarak da borçlunun iradesini kanunun dışına çıkarak sakatlamak. mafya gibi. çete gibi. dayı gibi. jiletahmet69 gibi. cebir ile. tehdit ile. güç vasıtası ile. korku yordamı ile.

işte bana bir şeyler borçlusunuz. feragat mı edeyim. yok mu olayım. kişiliğimi görmezden gelip benliğimi hiçe mi sayayım. kanuni yolları mı kullanayım alacaklarıma kavuşmak için. biliyorum kanuna çıkan yollar kapalı. üstelik kanun da hiçbir zaman sevmedi beni. saygılar cemal abi. çaresizliğin sebep olduğu buhranlardan sıyrılıp da çözümü şiddette mi arayayım. ne istiyorsunuz. alacaklarınızı mı. alın hepsi sizin olsun. bakın yine borçlu oldunuz.

yazacaklarımı bir türlü toparlayamadım. zaten bu aralar da derli toplu şeyler yazmak ve okumak istemiyorum. her şey biraz fazla derli toplu gelmeye başladı. değişmek mi gerek. bilmiyorum.

dünya insandan başlar. değişimin nerede başlaması gerektiğini açıkladım. yazacaklarım bitti sanmayın ama bir iki örnekle açıklama yoluna da gitmeyeceğim. acayip bağlaçlar kullanarak akademik makalevari şeyler de kasmayacağım. bu arada en başta ne dediğimi unuttunuz değil mi. hafızası kuvvetli olanlar. dikkati dağınık olmayanlar. bizimlesiniz. ya da ben de sizinleyim. bir aradayız işte. bir şekilde. bir yerlerde. uzakta da olabilir. sorun değil. çok yakın da olabilir. mühim değil. pencereden baktığınızda görebildiğiniz bir yerlerdeyiz. ufukta da olabilir. bir yıldızın köşesinde de. karşıdaki ağaca düşmüş çiğ damlalarının üzerinde titreşiyor olabiliriz. parktaki çimende kırağıyız. hepimiz. karşı binada tek başına ışık saçmaya devam eden dairedeki tez yazan öğrenciyiz. şerefelerden süzülen kandil kutlamalarına bakıp da gülenleriz. şükrederiz. nereden gelip nereye gittiğimizi biliriz. kırmızıda bekleyen yayalarız. u dönüşü yasak olan yollardan sapanlarız. kış günü sokak hayvanlarına sahip çıkanlarız. biraz da kar yağan her yeri uludağa çevirebilen çocuklarız. asfalt yollarda zincirle ilerlemeye çalışan şoförleriz. çok muyuz. az mıyız. ölçülebilir miyiz sizce. zıtlıklara inanmayız. iyiliği yok etmek için daha fazla kötülüğe ihtiyaç duyulacağını bilenleriz. biz kim miyiz. otobüste evine giderken bunları yazanlarız. çoğul muyuz. tekil miyiz. bilemem. ama bir kış günü sigara içmek için soğuğa terk edilmiş sigara tutan eliz. fedakarız. en az o sigarayı tutan el kadar. seviyoruz. en az o sigarayı içen adam kadar. hüzünlüyüz. neyse bizden bu kadar. evimize geldik.

en temizi
ikimiz bir çift olmak yerine
kısaca biz olalım
ve bu zamiri tekilden sayalım
tek sayılar ikiye tam bölünmez
iki eşit parçaya ayrılsa bile
her iki tarafta da yarımlar kalır
işte bu yarımlar insana hep
diğer tarafı hatırlatır
kısaca biz olalım
ve bu zamiri tekilden sayalım
en kötü ihtimallerde bile hatırlanalım

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder